Satrancın çok eski bir tarihi vardır. İlk olarak kimlerin bulduğu kesin şekilde bilinmiyor. Bazı tarihçilere göre satrancı ilk defa, Truva’nın kuşatması sırasında askerlerin oyyun oynayıp vakit geçirmeleri için Palamides adında bir komutan bulmuştur. Bazı kaynaklara göre de daha o çağlarda “peteia” denilen satranca çok benzer bir oyun zaten biliniyordu.
Arap kaynakların göre satranç, Hindistan’da genç bir prense ders veren bir Brahman rahibi tarafından, kralların bile tek başına hiçbir şey yapamıyacağını, daima başkalarının yardımlarına ihtiyacı olacağını anlatmak için düzenlenmiş bir oyundur. Prens rahibin bu oyununu o kadar çok beğenir ki, rahibe bir ödül vermek ister. O da bir miktar buğday verilmesini rica eder. Yalnız bir şartı vardır:
Satranç tahtasının birinci karesi için bir buğday tanesi, ikinci için iki, üçüncü için 4 buğday tanesi, verilecek, böylece, her kare için bir önceki karedeki tanelerin sayısı bir kat arttırılarak 64 kare tamamlanacak.
Başlangıçta bu istek çok basit gözükürse de, kaç buğday tanesi verileceğini hesaplamak için toplanan bilginler işin içinden çıkamazlar. Çünkü hesap sonunda ortaya çıkan 18.446.744.073.709.551.615 buğday tanesini hindistan’dan elde etme olanağı yoktur. Bu kadar buğdayı elde etmek için bugün bile bütün kıtaların tamamının yüzölçümünden 76 kat daha geniş bir toprak parçasına buğday ekip, ürününü toplamak gerekir.
Bu olayın ne derece doğru olduğu kesin olarak bilinmiyorsa da, tarih kaynakları V. Yüzyılda Hindistan’da satranç oynaandığını kaydediyor. Satranç Brahmanlar’ın zulmünden kaçan Budistler tarafından hemen hemen bütün Asya’ya yayıldı. Satranç Batı dünyasına Araplar aracılığıyla IV.yy’da tanıtılmıştır.